0

Çocukların zihinleriyle uğraşmasın kimse. Çocukken özgürüz çünkü sadece.


Hani bazen durup da düşünüyorsun ya, "Nedir arkadaş benim derdim?" diye. Yükleniyorsun çılgınca kendine, "niye böyleyim", "niye insanlarla anlaşamıyorum" diye. Bazen mutlu mutlu gezerken kafandan çıkan düşünce balonunu farkediyorsun. "Kanka mutlusun ama çok sürmeyecek bak söylüyorum." diyor, moralini falan bozuyor. Sonra bi köşeye çekiliyorsun "iyi madem mutluluk yok ufukta ben de böyle takılırım" diyorsun. Hah, ben onu diyemiyorum işte. Mal mıyım çözemedim arkadaş. Mutluyum mutlusun mutlu diye gezerken, ufak bir düşüş oluyor, hep öyle gidecek sanıyorum. 1 saat sonra elimde dondurma külahuyla "yoaa hayat çok güzel kanka yaaa hehehehe" diye geziyorum. Sokakta görenler emniyeti arayıp "dondurma yalayarak üzerimize saldırdı sarılmaya çalıştı" diyorlar. Emniyet beni arıyor, ben kaçıyorum. Şaka lan nereye kaçacam burası Adana, burdan çıkış yok. Ne anlatmaya çalışıyodum tam olarak çözemedim. Durun düşünüyorum. Düşündüm hemen. Tabi size hemen gibi geliyor ben burda baya düşündüm. Galiba şunu anlatmaya çalışıyorum, "mutlu olabilmek" de kendi içinde bir yetenek. Elinde olanları bağrına basıp "bu da bana yeter, bu da beni mutlu etmeye yeter" diye düşünebilmek de herkeste olmayan bir beyin fonksyonu. Aksini iddaa etmeyin bu böyle. Ali Ağaoğlu bence hiç mutlu değil mesela. O kadar parayla mutluluk olur mu? Ya da belki de olur kısa zamanda denemeyi ümit ediyorum. Ali, bizi de gör be baba be. Hadi be.

- Mesela ısrarla bir yük hissediyorum bazen üzerimde. Bakıyorum bakınıyorum, e hayat fena değil? Bir şeyler yanlış allahalla... Yahu hala bir acı hala bir yük... Heaaa, depresif müzik açık kalmış kulaklarda. Pardon Mehmet, hemen değiştiriyorum. Hoop, bak kalmadı yük falan. Gerçi bu sefer de yoldan geçen herkese "meraba, sevişelim mi? hehe" bakışı atıyorum. Olmuyor olmuyor... Bi kulaktan depresif bi kulaktan hareketli vereyim bakalım ne olacak. O da bir sonraki yazıda artık.

- Başlamak bir işin yarısıdır dediler. Tamam dedim hay hay, hemen başlayayım. Staj defterine başladım. Şimdi kafamdaki hesaba göre 1 sayfa yazınca 30 sayfadan geriye 29 kalıyor. İşte yüzde 3ünü bitirmiş oluyorum neredeyse. Ama ben çok pozitif bir insanım, kendi kendime itiraf etmiyorum bunu. Ne zaman kafamı çeviriyorum mesela staj defteri orda, "eheh aslan ben ya" diyorum. "Şu güzelliğe bak nasıl da yazdım yarısını keratanın" diyerek defterin kapağını okşuyorum. Dün gece beraber yattık, rüyamda sütaş inekleriyle birlikte "bir dahaaa düşündüüüüm, buu cenneeet olmalıııı" diye birlikte şarkı söylüyorduk mesela. Nasıl pozitifim nasıl pozitifim. Ama şöyle de bir olay var, T cetvelimi bulamıyorum. Manevi olarak yani yoksa gözümün önünde. Herhalde tecavüzün kaçınılmaz olduğunu farketti bilinçaltım, ısrarla zevk almaya bakıyor. Çözemedim, ama o defter bitecek, bitecek o defter. Çünkü oyuncu değişikliği hakkımız doldu Volkan.

- Baya oldu, aylaaar önce yazmıştım buralara. Demiştim ki biz bir koca nesil Kemal Sunal ile büyüdük. "Eşşoğleşşek" ler havada uçuştu bir dönem. Yeri geldi ağzımız bozuldu. 3 küçük ninjayı izleyip ağızlarımızı yüzlerimizi kırdık saçma sapan. Jackie Chan filmleri izleyip coştuk, yastıkları kanepeleri dövdük. Ramboyu izleyip yüzleri boyadık, sağa sola taş attık belki patlar diye. Sonuç olarak hiç birimiz birbirimize "eşşoğleşşek" dedik diye bir sorun yaşamadık. Hatta çok çok uzun bir süre küfür olduğunun bile farkında değildik bunun. Hala da değilim ben, gayet masum geliyor bana, bir baba oğluna sövemez ama yine kötü bir şey söylemek ister ya, o tarz bir şey gibi geliyor kulağıma. Çocuktuk sonuçta, küfür demek kavga sebebi değildi genelde, karşılık verme sebebiydi. Sorunları birbirimizi bıçaklayarak, yumruklaşarak, ne bileyim mecliste yasa tasarısı hazırlayarak değil de kames topla çift kale maçta çözdük hep. Kızlar da çay partilerinde çözerlerdi diye hatırlıyorum. Kızlar da garip zaten, küçükken hiç kız kavgası hatırlamam, hepsi kankaydı. Ne zamanki büyüdüler saç baş birbirlerine girmeler falan başladı. Neyse. Şunu söylemek istiyorum açıkça, Adile Naşit'in hamam sahnesini sansürledin de bi bok olmadı terete. Kemal Sunal'ı bu nesile zehir ettin diye onlar barış ve sevgiyle büyümüyorlar. Hala aç çocuk dolu bu ülke. Abisinin elinde sigara-bıçak gördü diye sigara içip adam bıçaklayan "racon" delikanlılarla dolu. Sadece bu ülke de değil, tüm dünya böyle insanlarla dolu. Hiç biri de Kemal Sunal ve Adile Naşit izledikleri için böyle değiller. Böyleler çünkü yanlış büyütülüyorlar, örnek alabilecekleri insanları da siz sansürlüyorsunuz. Geriye "abileri" kalıyor, "babaları" kalıyor. Onlar da ellerinden sigara düşürmez, küfürü eksik etmez zaten. Ha şimdi ben bunları yazdım diye bir şeyler mi değişecek? Yok ondan yazmadım zaten. Ama yarın bir gün "pkklı teröristler cudi dağında Kemal Sunal izliyorlarmış, ondan sağda solda bomba patlatıyorlar" derseniz de hayatta inanmam söyleyeyim. "Elebaşları Adile Naşit'in hamam sahnesiyle eylem planı hazırlamış" derseniz gülerim hatta. Çocukların zihinleriyle uğraşmasın kimse, çocukken özgürüz çünkü sadece. Büyüdüğümüz zaman her türlü materyalin, her türlü zihniyetin zaten esiri oluyoruz. Bırakın Ben10 oynasınlar, Caillou izlesinler, sonra da aralarında dövüşsünler, şakalaşsınlar. Başka zamanları olmayacak kimseyle şakalaşacak.

Ciddiyetle gevşeklik arasında ne kadar inci bir çizgi var lan. Resmen nasıl başladım nerelere geldim. İnsan zihniyeti işte, her türlü saçmalığa açık. Neyse madem, kendinize iyi bakın, bi facebookta refresh yapın belki bildirim gelmiştir. Ben de yukarıdan başlayıp bir imla kontrolü yapayım. Cümleten iyi tatiller.