3 ay kadar olmuş herhalde. Tam son tarihinden emin olamıyorum çünkü şu an bildiğin üşendim tekrardan açmaya sayfayı. O yüzden hadi 3 ay diyelim 3 ay olsun. Selams jnms naber? Şaka şaka girmiyorum hiç öyle muhabbetlere. Biraz aramızdaki soğukluk gitsin istedim. Gitsin ki "lan 3 aydır yazmıyorsun dingil, ben senin yazdıklarını unuttum bile, gidiyorum" deme. Dedin mi? Hah tamam deme. Böyle kalsın aramız, oku sakince belki güzel yazarım. Pisklete binmek gibidir belki yazı yazmak. Unutmamışımdır toparlarım kendimi. Yada püskevit yemek gibidir. Meh meh, bak görüyo musun kanka hemen güncel espri patlattım. Devlet Bahçeli'ye saygılarımı sunarım amirim. Bu arada kanka demek istemiyorum ama diyorum sürekli hastalık gibi lan. Çıksın hayatımdan ayar çekeyim. Kanka, kanpa, panpa, konko, konka, willie wonka? Hepsi böyle cümleten çıksın bir süreliğine resmen ağzım bozuluyor.
- Market alışverişi var ya, apayrı benim için. Yani hani kızlar falan toplaşıyor ya "Hadı berşkayaa heeheeyy", yada ne bileyim "hadi eyçeneme yihuu" falan diye. Market de öyle bi yer benim için. Çıldırıyorum olm. Böyle gözüm dönüyor. Peynir reyonundaki adam "abi çok güzel sırma peynirim geldi" diyor. "Ver Ahmet" diyorum. Tadıyorum, alıyorum bir de utanmadan. Adı Ahmet değil halbuse o adamın, tanımıyorum. Cartedor reyonundaki kadın "dondurma alırsanız bardak hediye ediyoruz" diyor. "Nöy nöy nöy, getir getir" diyorum, panter gibi saldırıyorum, en fıstıklısı hangisiyse, en karamellisi hangisiyse onu alıyorum. Sonra dönüyorum, "aa bak zeytinyağı bittiydi" diyorum, tam o reyona gidecem, yolda unlu mamul reyonuna takılıyorum. Türlü kekler alıyorum, pastalar alıyorum. Çerez reyonuna giriyorum "hmmz diziyle iyi gider şundan da alayım bundan da, evet, sar abi o ne? onu da sar" diyorum ondan da alıyorum. Her seferinde istisnası kol gibi fişle çıkıyorum marketten. Derdim nedir benim çözemiyorum. En son sebebini hiç bilmediğim halde envai çeşit kahvaltılık aldım yine. Halbuse evde kahvaltı çok nadir yapıyorum. Yemin ederim deliriyorum bence. Evet deliriyor gibiyim.
- Hatta bir sefer babam dedi ki "market alışverişi lazım bu eve gel bir gidelim". Dedim "baba hiç gerek yok ben giderim, biliyorum evimin neye ihtiyacı var neye yok." "Olur mu" dedi, "Sen şimdi öğrenciyim diye azar azar alırsın, ben hazır gelmişim Adana'dan, dolduralım şu dolabı" dedi. "Baba" dedim, "tehlikeli sularda yüzüyoruz" dedim. Dinlemedi. Gittik markete. 1-1.5 dakika içerisinde önce babamı, sonra kendimi kaybettim. En son "hmm çilek de yeni çıkmış, sera malı tabi ama tadı da nasıldır ki? yenir mi bilemedim hmm..." diye düşünürken yakaladım kendimi. 3-4 çeşit ekmek aldık. Dergi aldık, çikolata aldık. Püskevit aldık. Babam ilk başlarda çantasıyla oynarken baktım önce cüzdanıyla, sonra da kredi kartlarıyla oynamaya başladı. Rengi de azıcık kızardı "baba" dedim "bak şurda çok güzel yağsız peynir var, gel sana ondan alalım iyi gelir sinire strese". "Kaç taksit yaptırsak işin içinden çıkarız?" diye düşünüyordu herhalde cevap vermedi. Eve döndük, günün geri kalanını poşetleri boşaltarak geçirdik.
- Annem twitter ne diye sordu. Bir süre cevapsız kaldım. Sonra "ne bok düşünüyosak aynen yazıyoruz, kimsenin kimseden gizli saklısı yok artık" dedim. Sonra da uzun süre dediğimin gerçekten doğru olup olmadığını düşündüm.
- Bir üst nesil internet ortamlarından böyle büyük ölçüde uzakken hala google dan veri talep ediyor devletimiz. Yani bildiğin google'a manifaturacı muamelesi yapıyor. Ya da konfeksiyoncu. Ya da ne bileyim, toptancı muamelesi. "Kazandığın gelirlerin bir kısmı benim" diyor. Nasıl yani onu çözemiyorum. Devletciğim, konfeksyoncu mal satıyor, o malı senin kaynaklarından alıp oluşturuyor, sen ona elektrik, su falan sağlıyorsun. Karşılığında da diyorsun ki "konka acık da bana versene :)". Kıps diye göz kırpıyorsun falan. E google'a ne sağlıyorsun ki sen? Server desteği desen değil... Programlama-kodlama bakanı mı var ortada? O da yok yeminle. Neyin vergisini istiyorsun ki o zaman? Bulmaca gibi vallahi bak. İşin içinden çıkamadım.
- Bennn meselaa, uçarım meselaaa, yerlere göklere SIĞAMIYOROOOM.
Bennn meselaa, yaaani meselaaaa, bloga yazmaya ÜŞENİYOROOOOM.
Müziği de kafanda temsili canlandır.
- Bu çocuklar perşembe pazar program yapıyor 22.30 - 23.00 civarında. Bence takip et, niye? Çünkü ben gülüyorum bence sen de gülebilirsin. http://www.livestream.com/konkoloji
- Yarım tuvalet kapısını iterek tuvalete girmek kadar da büyük bir gerilim yok şu dünyada. Lan acaba içerde birisi var mı, yok mu, varsa kızar mı, kızarsa ne derim, özür diler miyim, yoksa başka bir şey mi yaparım. Resmen kafanda soru işaretleri uçuşmuyor mu? Ben mesela içerden ses gelirse falan direk topukluyorum. Bir daha da uzun bir süre dolaşmıyorum oralarda. Başka yerlerde takılıyorum. Hatta hiç takılmıyorum. Eve gidip yatağa kapanıp ağlıyorum.
- Meraba ben facebook. Dominik Cumhuriyetinde'ki Nihat Doğan'dan çektiğim kadar hiç kimseden çekmedim. Rus hekırlar saldırsa diye dua ediyorum. Yeter Nihat, nolursun Nihat...
- Belki ben o gızlarla daghılacaktım?
22 Ağustos'a değinmedim diye gücenen olmasın. Ona kendi başına bir yazı hazırlayacağım. Kendinize iyi bakın, ben anneme "anne benim neden yok, anne bende niye yok?" diye bağıra bağıra soru sormaya gidiyorum. (püskevitten bahsediyorum aklınıza mukayyet olun)
