Ezildim, büzüldüm. Kağıt kadar oldum.


  Gel bakalım. Yaklaş. Evet sen... Belli ki kısa bir süredir takip ediyorsun buraları. Yoksa niye girip bu yazıyı okuyasın ki? Çok fazla sebebin olamaz... Bir kaç yazı okumuşsundur, beğenmişsindir. Sonra da ufaktan takılmaya başlamışsındır. Hatta belki sinirlenmişsindir? "Bu çocuk neden son 2-3 yazıdır sadece çevresine hitap eden yazılar yazıyor? Bizi hiç düşünmüyor mu?" diye. Olabilir... Saygı duyarım. Bu sebepten bu gece burada toplandık zaten. Başka sebepleri de var merak etme, aşağıda öğreneceksin hepsini. Ama farkettiysen ben her 1000 kişide 1 buraya özel bir yazı yazıyorum. Özel bir şey çünkü 2-3 haftalık bir süre içerisinde tam 1000 kişinin buralara uğraması. Bu sebeple toplandık buralara. Toplandın. Toplandılar. Yada vazgeçiyorum, toplandın. Çünkü abarttığım kadar da popüler değil buralar. Heheh, sakin ol, yalnız başınasın diye saldırmayacağız üstüne. (YAKALAYIN GAÇIYOR!)

- Sınav stresi gerçekten çok ilginç. Her sene vize/final döneminde buna ithafen bir yazı yazıyorum. Ama insanın 1-2 günde ne kadar değişebildiğinin nadir belirtilerinden vize/final haftası. Bir kere hayatını unutuyorsun komple. Sonra arkadaşlarından yavaşça uzaklaşıyorsun. Dertlerin azalıyor, teke indirgeniyor. Dünyada başka sorun yokmuş gibi "abi sınav haftası yaa off, bi ton sınavım var" diyorsun insanlara. Yadırgamıyor kimse. Belki benim durumumdaysan, yani herkes sınavlarını bitirmiş, boş bir haftaya girmeye hazırlanırken sen oturmuş ders çalışmaya çalışıyorsan olabilir. Belki bir de inek bir tipsen. Ya sen zaten ilk sınavdan 100 almadın mı? Nedir derdin o zaman sınav haftasıyla? Git dizi falan izle. Dexter izle, Walking Dead izle. Yaprak Dökümü izl.... AAAAA tüh, bitti o. Ağladık falan hepimiz. Çok büyük kayıp oldu. Hemen en yakın yatağa koşup ayaklarımı sallayarak ağlayacağım...

- Stres insanın kontrol edebildiği bir şeymiş. Yani eğer psikolojik bir durumunuz yoksa, yani şizofren, panik atak falan değilseniz, stres tamamen sizin düşünce tarzınıza bağlıymış. Bence dinlediğimiz şarkılar özellikle komple etkiliyor psikolojiyi. Ders çalışmaya başlamadan hemen önce Radiohead dinlerseniz, çalışırken "her şey çok anlamsız, neden ders çalışıyorum ki? Çıkıp çiçek böcek seveyim, hayat çok kısa zaten..." diye başlıyorsunuz olaya. Panic at the Disco'yla girerseniz "Ulan sınav kimmiş, 1 saat çalışır girerim en kral notu alırım" diye başlıyorsunuz. İsmail YK dinlerseniz de "allah belanı versin, madafaka cello" diye girersiniz olaya. Müziğin insanların hayatında bu şekilde devasa bir etkisi olduğunu görmek hem çok güzel, hem çok korkutucu. Akıllarımız sürekli manipule edilmeye çok müsait. Belki de hiç bir düşündüğünüz aslında sizin düşünceniz değil. Bir şekilde aklınıza sokulmuş filizler büyüyor, siz de onları kendi ağacınız sanıyorsunuz.

- Kız tavlama meselesini alalım bu konuda mesela. Kızlar yalan söylemeyin, siz de tavlanıyorsunuz. Bir düşünün, gerçekten hoşlanıp da, uzaktan sevip/beğenip de çıktığınız kaç kişi oldu? Erkeklerin sistemi bu şekilde işliyor... Siz o çocuğa genelde o gözle bakmadan önce, o size o gözle bakıyor. Geliyor, türlü muhabbetler kuruyor, şirinlikler yapıyor. Bir şeyler paylaşıyor sizinle, bu her şey olabilir, şarkıdan tutun bir mektuba, videoya kadar. Siz de ufaktan onu değerlendirmeye alıyorsunuz. Eğer ondan hoşlanıyorsanız önceden, zaten bu değerlendirmeden çok "ben de sinyal vereyim de kaçmasın güzelim çocuk" oluyor. Hoşlanmıyorsanız bir süre bu değerlendirme merasimi sürüyor. Bu esnada çocuk sizden elini eteğini çekerse, ya siz de çekiyorsunuz farkında olmadan unutup, olmayan bir ilişkiyi yok ediyorsunuz, ya da otobüs kaçmadan bir sinyal verip yeşil ışık yakıyorsunuz, olaylar gelişiyor. Genelde babaya "baba annemi nasıl tavladın?" diye sorulması garip değil midir? Neden herkes bu kadar emin annenin tavlandığına? Belki de tesadüfen ilk görüşte aşk falan oldu? Bilinmez tabi de, bana korkutucu geliyor. "Ben ona aşık olmadım, o beni tavladı" kısmı. Tek taraflı bir aşkın iki kişiye de yetmesi gibi. O yüzden kızlar, birini seviyorsanız ya adam gibi sinyaller verin. Ya da gidin söyleyin, belli edin. Birini tavlamaktan öte, karşılıklı sevmek, aşık olmak çok daha makbul, çok daha güzel. Düşüncelerinizin fethedilmesine, tavlanmaya izin vermeyin. Olay iki taraflı olsun. Aşkın iki tarafı anlatılsın, birinin diğerini tavlaması değil.

- Beklemek de güzel bir şey netekim, insan gerçekten seviyorsa. Bu şekilde güzel olan şeylerin bir listesini de yapabilirim... Özür dilemek de güzel bir şey, eğer gerçekten karşındakine değer veriyorsan. Kimin haklı olduğu değildir hiçbir zaman önemli olan, özür dileyebilmek, affetmeyi de hazmedebilmek en önemlisi çünkü. "Neden bana böyle davranıyor" diye üzülmek de güzeldir bazen, eğer öyle davranmasının sebebi seni üzmemekse. (şair burada paradoks yaparak okuyucunun aklıyla oynuyor) Ayrı kalmak da güzeldir bazen, eğer kavuşmanın değerini anlayabiliyorsan. Ulaşamamak da güzeldir aslında, eğer neden ulaşamadığının farkına varıp ona ulaşabilmeye çalışıyorsan. En güzeli de bütün bunları yazıp, sonra da yazmamış gibi davranabilmek.

- Gönül isterdi ki okuyun, gülün, yarılın. Ama benim de ciddiyet denizine doğru yol aldığım akşamlar olabiliyor. Özellikle sınav dönemleri... Hem iyi oldu, "çok gevşek bu çocuk yea" diye arkamdan dedikodu yapılsın, ailem falan olaya dahil edilsin istemiyorum. Yayında ve yapımda emeği geçen herkesi öperim gözlerinden. Mujx!

2 yorum:

Göktuğ dedi ki...

mükemmel olmuş laa özlemişim bu tarz yazılarını =) kaç yazıdır "nooluyo lan orda", "mfö grup değil mi oğlum" gibi düşüncelerle konsantrasyonum dağılıyodu =) biliyom sen benim herhangi tarzda bi yazımı özledin bayaa olmuş yazmayalı... tamam lan kes yazcaz!

Adsız dedi ki...

Seni vecibelerim ve benzetmelerimle rencide ederim çocuk. Adam ol. Fransaca konuş, askere git. Tamer'in omuzlarını sık. "Batıuuuuş"