Bir şey söylüyorum, beni iyi dinle.


  Abi bu sefer farklı bir şeyler yapmak istiyorum... İstiyorum ki böyle, giren hiç giriş paragrafı okumasın. DAN diye yazıyı okumaya başlasın. İşte merhabaydı, nasılsındı, iyimisindi, işte kaça gidiyosun bakiym sendi... Bu tür muhabbetler yaşanmasın istiyorum. Zaten biz bizeyiz şunun şurasında. Ne gerek var bir ton girişe, gelişmeye, sonuca... Ne diyor Fatih hoca? Sonuca yönelik. Ben de istiyorum ki sonuca yönelik çalışayım. Bu yüzden bu yazımda sizler için giriş paragrafı yazmadım. Aynı zamanda merhaba, ben İngiltere kraliçesi Elizabeth. Salaklık kalıcı mı acaba. Giriş paragrafı yazmicam diye oturup resmen 10 satırlık giriş paragrafı yazıyosun. APTAL MEHMET! TÜRKİYE SENİN YÜZÜNDEN İRAN OLACAK! OY VERMEYİ HAKETMİYOSUN!

- Merhaba, ben Yıldız Teknik Üniversitesi. Yaklaşık 5000 öğrenciyi okutabilecek kapasitede bir okulum, ama 30 kişiyi ellerine birer optik okuyucu tutuşturarak test usulü sınav yapamıyorum. Onlar bu duruma isyan ettiğinde "tamam gelin yapayım madem" diyorum, 4 te bitecek sınav için onları 4.30a kadar sınıfta tutuyorum. İşi olan işini kaybediyor, toplantısı olan toplantısını kaçırıyor. Kısacası seviyorum ben insanların zamanından çalmayı. İstiyorum ki herkes peşin peşin gelsin, 5 yılını bende heba etsin ve gitsin. Ha bu arada, sahip olduğum hocaların çoğu projektör nasıl açılır, nasıl kapanır bilmiyor. Her dersin ilk 25 dakikasını 50-60 yaşında adamları projektörle boğuşurken izleyerek geçiriyor çocuklar. Benden bu kadar, kibs, byes.

- Birileri bazı arkadaşlara iett otobüslerinde kapının önündeki en alt basamağa inip, sırtını kapıya dayayıp kız kesmenin hiç de "kuul" bir şey olmadığını anlatmalı. Arkadaşım; o elinde ipod touch olan kız tabi ki de seni kesmiyor. Görmüyor musun, angry birds oynuyor o. Hayır, onun arkasındaki kıvırcık kızıl saçlı kız da seni kesmiyor. Sinirli bir şekilde sevgilisine mesaj çekiyor. Kavga etmişler galiba. Ayakta duran sarışın, güzel giyimli bayan da seni kesmiyor. Önündeki amcanın ne kadar ağır bir şekilde tütün kolonyası koktuğunu düşünüyor kafasında. Seni bir tek ben kesiyorum açıkçası. Bir de ikide bir göz göze geldiğin şu arkadaki liseli kız. Ama o da muhtemelen istemsiz yapıyor. Çünkü endüstri meslek lisesinde okuyor kendisi. Sahte adidas mont, bakınca gözleri kamaştıran beyazlıkta kot pantolon, sarı renk konvers ve sahte dolce-gabanna kemere zaafı var kendisinin. O yüzden gel sen de, otobüsün gerçekten içinde olanlar olarak aramıza katıl. Beraber türlü diyarlar görelim.

- Merhaba, ben Yıldız Teknik Üniversitesi B-C blok giriş kapısı. 3 tarafım öğrenciyle çevrili burada. A bloktan, B bloktan ve C bloktan gelen-giden herkes beni kullanıyor. Aslında hayatımdan memnunum, bir de öğrenci işlerinin kapısı olmak vardı. Oraya giren herkes sinirle çıkıyor niye bilmiyorum. Ama benim de şikayetçi olduğum noktalar var. Beni çok yağlıyolar, yarımı da sürekli açık bırakıyolar. Kendilerini kovboy sanan bir grup öğrenci de kapıdan geçerken sürekli beni iteleme, işte efendime söyleyim tekmeleyip hakaret etme ihtiyacı duyuyorlar. Yapmayın etmeyin. Benim de canım var. Biraz nazikçe itin kapıyı, unutmayın ki ne kadar hızlı iterseniz o kadar hızlı geri dönüyorum. Geçenlerde dananın biri beni o kadar hızlı itti ki arkadan gelen çocuğa çarptım. İsmi Mehmet'miş. Sövdü, saydı, sonra ortamı terk etti. Üzüldüm kendi adıma, çünkü birisi bana o kadar hızlı çarpsa ben de sinirlenirim. Üzülme Mehmet. Vehbi abiye burdan selamlar. Görüşmek üzere.

- Merhaba, ben metroya üzerinde 348 adet gümüş renkte düğmeli kot ceketle binen çocuk. Göz alıyorum, farkındayım, ama benim tarzım bu şekil oluyur. Bence çok karizmatik oldum. Eğer son durakta inip şişhaneye geçerken biraz o merdivenlerin orda takılsam kesin bi kız kaldırırım bu gece. Cebimde de sahte rayban gözlüğüm var mesela. Ortaköy'den 5 liraya aldım. 15 liradan indirdim siz düşünün. Metrodan çıkınca naparım bilmiyorum... Muhtemelen ıslak hamburger yerim, sonra da kemençe çalan adamın önünde durur arkadaşlarımın bildiği ama benim bilmediğim şarkıları mırıldanırım. Siyah poşete sarılmış kutu efes favori içkim. Bu kadar, kibs, byes.

- Merhaba ben metroya üzerinde 348 adet gümüş renkte düğmeli kot ceketle binen çocuğun ceketi. Aslında ben normal bi cekettim. Bizim fabrikada genelde ceketler insan ceketi gibi üretilir. Üzerlerinde en fazla 10 düğme falan olur. Ama düğme basma makinesinde bi sorun çıktı. Alet içine ne kadar düğme koyarsan ceketin üzerine basıyor çekinmeden utanmadan. Namık abi(fabrika sahibi) ilk başta korktu çok zarara girer miyiz diye. Sonra aksaray-eminönü hattı insanları sağolsun yepyeni bi moda yarattık. Şimdi ben ve benim gibiler yok satıyoruz. 216 delikli kemerler de bizim fabrikanın üretimi. O zaman da delme makinesinde sorun vardı. Ama bakın o da tuttu. Biz bence fabrika olarak Türkiye'nin modasını şekillendiriyoruz.

- "karaoke buyuk eziyet" demiş internette çok popüler olan bir arkadaşım ingilizce karakterlerle. Haklı çocuk. Yan masada kendini "Sezen Aksu" sanan ve her şarkı söylediğinde mekandaki uzak doğulu insanların "godziraaa" diye kendini dışarı attığı bir abla varsa, karaoke büyük eziyet. Onun dışında gayet eğlenceli. Maça gitmiş gibisin. Avazın çıktığı kadar bağır, kimse bişe demiyor. Bir de müzik çalarkenki arka planlar çok komik. Hoplayan zıplayan geyikler mi dersiin, uçuşan ördekler mi dersiiin, dağa tırmanan abiler mi dersiiin... Konsantrasyon bozuyor arkadaş, kaldırın onu, daha başka şeyler koyun. Başka bir karaoke gecesinde görüşmek üzere, cümleten iyi geceler. Size de iyi akşamlar mekanın sahibi Kore'li teyze.

- Bu akşamlık bu kadar. 1-2 gün içerisinde aynı yerde görüşmek üzere. Eppekci out.

0 yorum: