Sap edebiyatı yapma bana.


  Yazıya başlarken bu gece farklı bir format deneyeceğimi belirtmek isterim. Niye olduğunu sormayın, (Emir'in egosu işte ne soruyosun?) ama güzel bir sebebi var. Şekil şu ki belirli bir takım eğlenceli insanları bir odada topladım, onlar bana ne derse onunla ilgili yazı yazacam. Onlar bana "Anan" derse maalesef o konuyla ilgili görüşlerimi yazmak zorundayım. Bir oyun gibi de düşünebiliriz bunu. Ama tekrar düşündüm de bu bir oyun olsaydı Onur Çakar kesin kazanırdı. O yüzden oyun değil bu. Odadakiler; Cansu K., Onur Ç, Özgün B., Eray S., ve Emir K. Tekrar belirmek istiyorum yazının bundan sonraki kısmındaki konu kopuklukları kesinlikle benden kaynaklanmamaktadır. Başlayalım o zaman; 

- Biriyle çıkmak, onunla bir şeyler paylaşmak, bazen hiç konuşmadan sadece gözlerle konuşmak falan çok güzel romantik şeyler değil mi panpa? Evet, öyle, katılıyorum. Hatta katılıyoruz. (ben ve diğer makineciler) Ama hiç düşündün mü 2 kişi bir ilişki yaşarken sürekli etraflarında bulundan 3. kişi olmak nasıl bir duygu? 
  
 Olm resmen bir süredir ismini vermek istemeyen izleyici bir takım çiftlerin 3.sü olarak kelebek gibi pır pır dönüyorum etraflarında. Aslında açık konuşuyorum, eğleniyorum. İkisini şakadan da olsa birbirine düşürmeye çalışmak, arada erkeği kılıbıklıkla suçlamak falan daha önce edinmediğim hobiler. Ama farkettim ki, çift seni ne kadar ikna etmeye çalışırsa çalışsın, ne kadar "olm biz seni seviyoz, gel bizle takıl, gez" falan desin, sen yine kendini gereksiz adam hissediyorsun. Hele bir de yanında çok komik karizmatik başka adamlar varsa. (öhm, powered by Kavuştu Elektronik) 

 Şimdi burda bana işin iğrençliklerini sıralatmayın. Onlar vedalaşırken boş boş etrafa bakıp tek yürüyen kızları kesmek, metroda ve otobüste onlar yan yana oturup el ele tutuşurken karşılarına mal gibi oturmak, arada "Şş, ya bi baksanıza, olm çok eğlenceli bişe anlatacam yea bi gözlerinize bakmayın bana bakın, ehehe" yapmak, Yolda yürürken yol tıkanıp da birilerine yol verecekseniz hep gruptan ayrılıp diğer tarafa yürüyen mazlum olmanız, hele bir de yağmur yağıyorsa onlar 2 kişi şemsiyenin altına yürürken sizin çok da havalıymış gibi tek başına ve mümkünse biraz uzakta yol seyrine devam etmeniz... Bu durumda en acı verici tecrübe 3 kişiyken çiftin size dönüp "Ya panpa, biraz uzaktan yürür müsün özel bişe konuşcaz" demesi olur. Daha başıma gelmedi çok şükür. Güzel çiftler, canım çiftler, sizi seviyoruz şirinsiniz falan ama arada bizi de aileye alın. Bağrınıza falan basın. Biz de güzel, temiz çocuklarız. Aile terbiyemiz falan yerinde hep. Bazılarımızın internet sitesi bile var. Öpün koklayın bizi. 

- Hayatta insanlar ikiye ayrılırlar diye düşünüyorum. Erkekler ve kızlar. Şaka lan öyle de ayırmicam heralde ehihi. Sıradan insanlar birinci grubumuz olsun. Bu arkadaşlar bir sonbahar esintisi gibi girer hayatlarınıza. Ya da vazgeçtim, bir sonbahar yağmuru gibi girsinler. Böyle hava güzeldir, günlük güneşlidir ama biraz sıcaktır. Yağmur yağar, siz biraz ıslanırsınız ama serinlersiniz. Hoşunuza gider o an yağmur. Belki hava kapalı olsun yada yağmur yağsın istemiyorsunuzdur başta ama yine de mevsimin sonbahar olduğu akıllardadır, yağmur yadırganmaz. Ama sonra biter gider bir şekilde, geriye siz ve güzel güneş kalırsınız. Bilirsiniz ki 4 mevsim o güneş tepede olacaktır, bazen kendini göstermese de, bazen kaybolup yerini aya bıraksa da her sabah en mahmur halinize kendini gösterir, sizi hiç bir zaman hayal kırıklığına uğratmaz. 

  2. grup insanlar da güneş olur işte böyle hayatınızda. Aydınlatır sizi, gündüz yol gösterir, gece ondan ayrı düşersiniz ama kendi orda olmasa bile bir arkadaşın yardımıyla size ulaşır. Gece hiç bitmeyecek diye düşünürken siz hooop pencerenizden içeri giren ışığıyla kendini belli eder tekrar. Tabi Emir'le Eray gibi güneş görmeyen bir evde yaşıyorsanız bu anlattığım benzetmeler sizin için bir şeyler ifade etmeyebilir. Bir de onlara göre bir benzetme yaparsak... Emir, abicim düşün ki internet kesik, etrafta facebooka girecek hiç bir alet yok. O an daha önce sadece oyun oynamak için kullandığın I-Phone bir portala dönüşüp seni tekrar sosyal ve popüler bir insan yapar ya? Hah, işte biz o telefon gibi olan insanlara halk dilinde güneş gibi insan, güzel insan, güzel dost falan diyoruz. Biz yabancıları da burada pek sevmiyoruz ehe ehe. Toparlamak gerekirse, nerede hayatınızı daha da pozitif yapan, yüzünüzü güldüren, en gece durumlarda kendini belli eden şirin, nacizane bir güneş-insan vakası var, orada bizim için bir BAŞBAŞ var. 

- Her insan bir çeşit post-apokaliptik serüven yaşamak ister. Ya bir şeyler patlasın, çılgınca şeyler olsun. İşte dünya nüfusu baya bi azalsın, geriye sadece ben kalayım, arkadaşlarım ailem falan kalsın. Tanrı beni çok sevsin, o yüzden ben ve benim tanıdıklarım hariç diğer herkes ölebilsin, benimkiler ölmesin. 
  Hatta iş biraz da abartılır, egoyla alakalıdır çünkü. "Olm şu an öğrenci möğrenciyim ama, siz beni böyle kıyametlik bir şeyler olsun o zaman görün, yemin ediyorum kahraman falan olurum. Fotoğraf falan çekiyorum ya, tek tek fotoğraflarım mesela her şeyi. Sonra tek seferde 40 barfiks çekiyorum, o zombileri falan tek başıma yumruğumla öldürürüm. Ah ulan ah... Değerimi bilmiyorsunuz pezevenkler." diye düşünülür. Hayaller kurulur. "Olm sevdiğim kız şimdi yüzüme bakmıyo ama, zombiler bi işgal etsin bakim her yeri, o beğendiği lavuk bişe yapabilecek mi. Korkak abi zaten o çocuk yea, bişe yapamaz bak diyorum sana. Kesin o zaman anlar değerimi kız bana aşık olur. Hatta ülkenin yönetimini falan bana verirler o derece kahraman olurum ben." 

  Yalan söylemeyin. Hepiniz düşünüyorsunuz böyle. Etraf toz duman olsun da kaslarımı gösteriym, kız tavliym falan. Ama bir şey söyleyeyim mi? Zombiler bi belirsin, hepimiz mutfak masasının altındayız. Kız da orda olacak, o lavuk da, sen de, ben de. O zaman görecez işte herkesin değerini. =D

0 yorum: