0

Renkler


 Çok yoğun geçen birkaç günün ardından dinlenmek gibisi yok. Tabi ben yaşamadım bunu bi arkadaşımdan duydum çok güzel oluyomuş yorgunken uyumak falan. Bir de geçen telefonla bana ulaştı yorgunluk "abi biz seninle ayrılmaz bi ikiliyiz, Alişanla İbrahim Tatlıses gibiyiz, gel beraber takılalım türkü söyleyelim" dedi. Kıramadım keratayı, sürekli peşimde. 

  Yorulduk çünkü 2 gündür çılgınlar gibi koşturuyoruz. Ama ödülünü de aldık tabi SGS sonrasında. Eğlenmeye gittik, dağıttık çılgınlar gibi. Eğlencenin yeri ayrı. Ama tabi ertesi sabah herkesin bi önceki gecenin yorgunluğuyla ve mahmurluğuyla hiçbir şey olmamışçasına salamlara ve domateslere dalması ayrıca güzeldi. Maalesef koordinatör yardımcımı durduramadık. Çılgınlar gibi yedi. Sonra bi de başbaşımıza uyup mandalina fala yedi. Başbaş yine kahvaltı yapmadı, mandalina yedi sadece. Mfö her zamanki yakışıklılığıyla ortamı kırdı geçirdi. Tabi bu güzel tablonun oluşmasını sağlayan masadaki herkese teşekkürlerimi yönlendiriyorum buradan kısa mesajla. Ama Eray gözükmemiş fotoğrafta. Açıkçası sadece g.tü gözükmüş hatta. Buradan Eray'ın g.tüne ayrıca teşekkür ediyorum o zaman. İyi ki varsın Eray, iyi ki varsın Eray'ın g.tü.

 Tabi bende akşamki hareketlilikten eser yoktu. Ama tabi durur muyum, yapıştırdım tespitleri. Mesela insanın bünyesi bu tür iç+yat+kalk+gez olaylarına alışkınsa çok daha çabuk çıkıyor yorgunluk/akşamdan kalma modundan. Bakınız Orçun. Bir diğer tespit Onur arkadaşımızdan geldi. "Abi Mfö niye saçının ön kısmını dikdörtgen gibi kestirmiş?" dedi kendisi. Fotoğrafa bakıyoruz; evet dikdörtgen. Neden dikdörtgen? Bilemiyoruz. Büyük ihtimalle ilgi çekiyor. Bir tespit de Cansu S'den; "renkler". Şair burada masada oturanlar arasındaki renk farkına gönderme yapıyor. Bu arada Onur demişken, fotoğrafta olmasalar da bu mümin çift de sonradan aramıza katıldı. Hemen onları da dahil edelim olaya. Hoop;


  Geldiler. Başlığı da farkettiyseniz Cansu S. yazdı. Eğer bir eleştiriniz varsa bana değil ona gidin. Kültürlü bir arkadaşımız, zehir gibi hemen cevap verir.

  Sigarayla ilgili de çok ciddi düşüncelerim var. Sigara içmeyen insanlara özel fanus falan yapsınlar. 7 kişinin sigara içtiği 10 kişilik bir odada sigara içmeyenlerin oksijen alma dayanım sürelerini hesaplayınız. Alın size hatta problem. Gerçi bi ara başbaşla "The Dark Knight"tan sahneler izledik. Çok eğlendik çok güzeldi orası ayrı. Bir de çakma Heath Ledger içerde "abi yarıldım yea, bariz çok komikti" diye bir şeyler anlatırken ekranda gerçeğini izlemek büyük bir keyifti. İyi varsın Heath Ledger, iyi ki varsın Onur.

  Kahvaltıda çok güzeldi yalnız. Domatesinden tut helvasına, salamından tut simidine herşey 4-4lüktü. Bu güzellik için ev sahiplerimize de teşekkür etmemek olmaz. İyi ki varsın Emir, iyi ki varsın Eray. Eray'ın g.tü unutmuyoruz, hooop, iyi ki varsın Eray'ın g.tü. Herkes memnun.

 Güneş batarken ardında tepelerin, geldi veda zamanı ekmekçi memedin. Yazı gayet sıkıcı oldu, güzel hoş oldu amma lakin ki öyle de olmadı farkındayım ama bir dahaki sefere telafi edecem söz. Haydi öpüyorums, falans, filans, jnms, bebiyimss xD xoxoxo
0

Zenginin fotosu fakirin parmağını yorarmış.


 Sorumluluk güzel şey arkadaşlar. İnsan hayatının bazı noktalarında durup geriye baktığında bir şeyler başardığını görebiliyorsa bu zaten bu kişi belli ölçülerde sorumluluk alacak bir dallama olduğu için oluyor. Evet, hepimize dallama dedim farkındayım. Ama yine dürüst olalım, hepimiz biraz da olsa dallamayız, malız. Hayata dair sorunlarımız aslında o kadar küçük ki, sorunlarımızın olduğundan bile bir çok kişinin haberi yok. Olması da gerekmiyor zaten. "Yaa neden benim mp3 çalarım dokunmatik değil yaa" diye düşünen arkadaş 15 saniye önce karşılaştığı hayatı otobüslerde su satarak geçen çocuğu farkedemeyecek kadar geri zekalı. Ya da "off abi kız arkadaşıma doğum gününde ne alacam yaa" diye kara kara düşünen insan aslında karşısında duran mağaza görevlisinin bir kız arkadaşı olmadığının, alabildiğine yalnız olduğunun farkına varamayacak kadar mal. Kötü bir şey söylemiyorum. Hepimiz materyalistiz diyorum. Sen de materyalistsin, ben de. Hepimiz çirkiniz kısacası belli ölçülerde. Ama hepimiz güzeliz de. Şu mal olma çerçevesinden çıkmak gerekiyor sadece.

- Çok merak ediyorum. Türk Hava Yolları neden kendisini 1 adet kames topla tanıtmaya çalışıyor dünyaya? Çok güzel, olmuşsun sponsor birçok şeye. Basketboldu futboldu. Adını duyurmuşsun. Tasarla bir maskot, bir amblem. İnsanlara seni çağrıştırsın. Plastik top nedir ya? İnsanlar oradan oraya vuruyor. Atıyor tutuyor. Milyon dolarları Inıesta'nın ayağına köle olmak için mi verdin güzel kardeşim. Hem Ibrahimovic Milan'a transfer oldu. Basın parayı çıkarın onu o reklamdan. Yada yollayın bana muvi meykırda kesiym biçiym öyle yolliym size. Spora sponsor olmuşsun ama transferlerden haberin yok.

- Aynı şekilde molped tarzı reklamlara da gıcık oluyorum. O bayan arkadaşlarımız takınca o pedleri birden melek oluveriyorlar. İşte yüzler gülüyor. "Çok rahatım kocamın taşaklarına tekme atabiliyorum yihu" pozu vermeler falan. Günü gelen bayan arkadaşlarımız böyle sevinçli falan olmuyorlar hiç. Alıngan oluyorlar. Kızıyorlar bozuluyorlar her şeye. Değerli molped, hepimiz o pedin ne işe yaradığını biliyoruz. Lütfen amacına göre reklam yap. O bayan arkadaşlar da kocalarına "Allah belanı versin Mustafa!" falan diye bağırsın. Gerçekçi olsun o reklam.

- Reklam falan demişken, eskiden gazeteler ansiklopedi verirlerdi sürekli. Bütün veliler kuponları keser biçer evdeki kütüphaneye binbir türlü ansiklopedi dizerlerdi. "Al ulan benim evim daha kültürlü" tipi mesajlar verilirdi komşulara. Kahveye misafir geldiğinde kütüphane hangi odadaysa orada ağırlanırdı falan. "Biz de boş zamanlarımızda hanımla sevişmek yerine katalitik sobayı yakıp yere uzanarak ansiklopedi okuyoruz" dermişçesine anlamlı bakılırdı. Niye çürüdü ki bu ansiklopedi merakı. İnternetten dolayı mı acaba... Kafam kurcalandı şu an. Çünkü aynı şeyler internette varsa yeni dönem liseliler neden bu kadar mal? İnterneti kız düşürmek ve arkadaşları arasında "olm bi vidyo paylaştım çok komik yea" demek için kullandıklarından olabilir.

- Bu ansiklopediyle kültür döneminin son neferleri bizleriz, 90lar çağı yani. Küçükken sıkılınca msne facebooka giremez oturur ansiklopedi okurduk.(yalan) Hatta çok kültürlü arkadaşlar yetişti. Mesela MFÖ kardeşim 10 kaplan gücünde kültürlü cevaplar verir. Dinozorlar kaç yılında öldü, İsa kaç yılında doğdu, Einstein'ın dili kaç cm falan hep bilir. O yüzden önemli ansiklopedi. MFÖ'ler ölmesin.

- Bi' de MFÖ kardeşimin ev arkadaşı var. Mehmet Demirel. İçerledi falan yazında adımı yazmamışsın dedi. Tehditler savurdu havaya. İşte yok efendim adam toplarmış dövermiş. Nargileme zehir atarmış. Olm ne alakası var? Yaz dediniz de yazmadık mı? Al bak ismin yazıyo yukarıda ama hayatında hiçbir şey değişmedi. Hala aynı kardeşimizsin. Popin falan da tavan yapmadı. Zaten bu blog o kadar popüler değil. Ben okuyorum, Emir okuyo, işte arada Onur, Cansu, Özgün falan giriyorlar. Bir de girerse Göktuğ'un arkadaşları. Sen bu grup arasında zaten popilersin. Bu arada bilmeyenler için söyliym. Mehmet'le MFÖ'nün evinin altı komple garaj. Üstü de pasta. Ama pasta bozulmuş çünkü buz dolapları yok. Auaeuade. Öperim Mehmet.

- Bu akşamlık bu kadar deyip aranızdan çekiliyorum. Cem Yılmaz çok komikti lan. İzleyenler arada toplaşıp beni okulda bulsun geyiğini yapalım. Bi tek şeyden memnun kalmadım, Heath Ledger'a benzeyen arkadaş vardı bi tane mal mal sorular sordu. O kadar da olur ama. Yanındaki kız lise arkadaşım gibiydi.

- Sevgilers jnms mucxx xoxo xD
2

Legal Küfür


Küfretmek, kusmak gibi yapıldığında insanı rahatlatan, bazen yapılması farz olan ve yine kusmak gibi yapıldığında insanın çevresindekilerin rahatsız olduğu bir şey. Belki toplumsal baskı nedeniyle, belki bilinçaltısal ( ağzına acı biber sürülme korkusu olabilir ) sosyal çevrede rahat yapılamayan, hoş olmayan kötü sözler vs.

Bu tanım Adana'yı düşününce çok yanlış geliyor insana.. Kendini Adanalı gören birisi olarak şehrimin küfürle anılmasından hoşlanmıyorum ( - siz çok küfür ediyormuşsunuz, - Allah'a sövüyormuşsunuz doğru mu?, -Adanalılar çok küfürbaz olurlar ... ). Lakin yanından hızlıca geçen bir arabaya dönüp " senin kullandığın arabayı..." diye başlayıp ana, avrat, bacı ve hatta eltiye kadar bilumum sülale fertlerine söven, sonra o rahatlamanın hissedildiği bir tonda eşşoleşek diyen hoş bir kızı başka nerede görebilirsiniz ki ?

Peki Adana'nın olayı ne? Orhun'a bağlanalım "Abi, Adana'nın olayı rahat olması.". Teşekkürler Orhun, cevap doğru. Adana, henüz pijamayla sokağa çıkma modası başlamadan önce insanların don ve atletle (yöresel pijamalar) balkonlarında kahvaltı yaptığı, donla sık görülmesede atletle sokaklarda dolaştığı bir şehir. Şortta mesela deniz şehri olmayan bir şehre göre çok yüksek oranda giyiliyor çünkü burası için bir ihtiyaç. Peki küfür ne küfür?

Küfür iyrenç bişeymi? Ozman bu Recep İvedik'i kim izliyor sadece Adanalılar mı? Sadece biz mi İnci Sözlükğün devamlı yazarları veya okurlarıyız? Turgay Şeren'in, Doğuş'un (dahiyane "babadan oğula nesil heralde" kalıbı için Doğuş'u buradan tebrik ediyorum), Truva filminin Elazığ versiyonunun videolarına sadece Adanalılar mı tıklanma rekoru kırdırıyor? Yanlızca cahiller mi izliyor bunları? Hayır ben de izliyorum, sen de izliyorsun, Mehmet de izliyor, Mehmet ile aynı masanın altındaki hoş kız ve yanındaki lavuk da... Hepimiz gülüyoruz, hepsine olmasa da çoğuna...

Hemen -evet biz iyrenç bi toplumuz, bu iyrençliklere gülebilcek kadar cahiliz, kendimden tiksiniyorum- deyip, batı hayranı concon aydın edebiyatına girmeyin. Belki de bu durumun sebebi gayet doğal bir şeyin tabu haline getirilmesidir (ne kadar kapatırsan o kadar açılır felsefesi). Yani düşünsenize söylenmemesi gereken bir şeyi adam söylüyo ya da ağzından kaçırıyor binlerce veya milyonlarca kişi onu izlerken. Acaba küfretmek normal bir şey olsaydı, hepimiz her canımız istediğinde küfretseydik bu kadar gülermiydik bu duruma ya da bu kadar küfredermiydik? Kanunlar sapkınlıklardan mı çıkar, sapkınlıklar kanunlardan mı? O değil de küfür ne lan?

Küfür bazen bir haykırış, bazen bir durum değerlendirmesi, bazense TDK nın sitesinde denilen gibi cümle başı edatı; "...amına goymak: sövgü sözü, ancak bazıları bu kuruluşun çekimli şekillerini cümle başı edatı olarak kullanırlar. amına goyim, biz de uğraşırıh fakat, biz de uğraşırız. amına goyduğumun dığasi, vahdında gelmedi ki..." (Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü )

E edelim mi küfür? Eğer istersek edelim...

Ama küfreden bir toplum kötü bir toplumdur yani halk neden kendini cinsel içerikli sözlerle ifade etmek istesin ki? Shakespeare küfür mü ediyordu? Bu şekilde ileri toplum olunabilir mi? ... Belkide tabuları yargılayan, onları mantıksızsa kaldırabilen, beyni ve düşünceleri kalıplanmamış, onlarsız ne yapması gerektiğini farkedebilen insanlardan oluşan bir toplum olmaktır en ileri olan. Legal küfür, legal hayat...

Bu nerden nereye bağladığımı çözemediğim, açıkçası yazmaya başlarken bir yere de bağlamak gibi bi amacım olmayan yazıyı, yakın tarihteki şeb-i aruza da gönderme yaparak Mevlana'dan bir dörtlükle bitirmek fikrinin yarattığı lan ben ne yaptım düşüncesiyle noktalıyorum. Gözlerinizden öpüldünüz efendim...

"...
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

..." (Mevlana)
0

Sap edebiyatı yapma bana.


  Yazıya başlarken bu gece farklı bir format deneyeceğimi belirtmek isterim. Niye olduğunu sormayın, (Emir'in egosu işte ne soruyosun?) ama güzel bir sebebi var. Şekil şu ki belirli bir takım eğlenceli insanları bir odada topladım, onlar bana ne derse onunla ilgili yazı yazacam. Onlar bana "Anan" derse maalesef o konuyla ilgili görüşlerimi yazmak zorundayım. Bir oyun gibi de düşünebiliriz bunu. Ama tekrar düşündüm de bu bir oyun olsaydı Onur Çakar kesin kazanırdı. O yüzden oyun değil bu. Odadakiler; Cansu K., Onur Ç, Özgün B., Eray S., ve Emir K. Tekrar belirmek istiyorum yazının bundan sonraki kısmındaki konu kopuklukları kesinlikle benden kaynaklanmamaktadır. Başlayalım o zaman; 

- Biriyle çıkmak, onunla bir şeyler paylaşmak, bazen hiç konuşmadan sadece gözlerle konuşmak falan çok güzel romantik şeyler değil mi panpa? Evet, öyle, katılıyorum. Hatta katılıyoruz. (ben ve diğer makineciler) Ama hiç düşündün mü 2 kişi bir ilişki yaşarken sürekli etraflarında bulundan 3. kişi olmak nasıl bir duygu? 
  
 Olm resmen bir süredir ismini vermek istemeyen izleyici bir takım çiftlerin 3.sü olarak kelebek gibi pır pır dönüyorum etraflarında. Aslında açık konuşuyorum, eğleniyorum. İkisini şakadan da olsa birbirine düşürmeye çalışmak, arada erkeği kılıbıklıkla suçlamak falan daha önce edinmediğim hobiler. Ama farkettim ki, çift seni ne kadar ikna etmeye çalışırsa çalışsın, ne kadar "olm biz seni seviyoz, gel bizle takıl, gez" falan desin, sen yine kendini gereksiz adam hissediyorsun. Hele bir de yanında çok komik karizmatik başka adamlar varsa. (öhm, powered by Kavuştu Elektronik) 

 Şimdi burda bana işin iğrençliklerini sıralatmayın. Onlar vedalaşırken boş boş etrafa bakıp tek yürüyen kızları kesmek, metroda ve otobüste onlar yan yana oturup el ele tutuşurken karşılarına mal gibi oturmak, arada "Şş, ya bi baksanıza, olm çok eğlenceli bişe anlatacam yea bi gözlerinize bakmayın bana bakın, ehehe" yapmak, Yolda yürürken yol tıkanıp da birilerine yol verecekseniz hep gruptan ayrılıp diğer tarafa yürüyen mazlum olmanız, hele bir de yağmur yağıyorsa onlar 2 kişi şemsiyenin altına yürürken sizin çok da havalıymış gibi tek başına ve mümkünse biraz uzakta yol seyrine devam etmeniz... Bu durumda en acı verici tecrübe 3 kişiyken çiftin size dönüp "Ya panpa, biraz uzaktan yürür müsün özel bişe konuşcaz" demesi olur. Daha başıma gelmedi çok şükür. Güzel çiftler, canım çiftler, sizi seviyoruz şirinsiniz falan ama arada bizi de aileye alın. Bağrınıza falan basın. Biz de güzel, temiz çocuklarız. Aile terbiyemiz falan yerinde hep. Bazılarımızın internet sitesi bile var. Öpün koklayın bizi. 

- Hayatta insanlar ikiye ayrılırlar diye düşünüyorum. Erkekler ve kızlar. Şaka lan öyle de ayırmicam heralde ehihi. Sıradan insanlar birinci grubumuz olsun. Bu arkadaşlar bir sonbahar esintisi gibi girer hayatlarınıza. Ya da vazgeçtim, bir sonbahar yağmuru gibi girsinler. Böyle hava güzeldir, günlük güneşlidir ama biraz sıcaktır. Yağmur yağar, siz biraz ıslanırsınız ama serinlersiniz. Hoşunuza gider o an yağmur. Belki hava kapalı olsun yada yağmur yağsın istemiyorsunuzdur başta ama yine de mevsimin sonbahar olduğu akıllardadır, yağmur yadırganmaz. Ama sonra biter gider bir şekilde, geriye siz ve güzel güneş kalırsınız. Bilirsiniz ki 4 mevsim o güneş tepede olacaktır, bazen kendini göstermese de, bazen kaybolup yerini aya bıraksa da her sabah en mahmur halinize kendini gösterir, sizi hiç bir zaman hayal kırıklığına uğratmaz. 

  2. grup insanlar da güneş olur işte böyle hayatınızda. Aydınlatır sizi, gündüz yol gösterir, gece ondan ayrı düşersiniz ama kendi orda olmasa bile bir arkadaşın yardımıyla size ulaşır. Gece hiç bitmeyecek diye düşünürken siz hooop pencerenizden içeri giren ışığıyla kendini belli eder tekrar. Tabi Emir'le Eray gibi güneş görmeyen bir evde yaşıyorsanız bu anlattığım benzetmeler sizin için bir şeyler ifade etmeyebilir. Bir de onlara göre bir benzetme yaparsak... Emir, abicim düşün ki internet kesik, etrafta facebooka girecek hiç bir alet yok. O an daha önce sadece oyun oynamak için kullandığın I-Phone bir portala dönüşüp seni tekrar sosyal ve popüler bir insan yapar ya? Hah, işte biz o telefon gibi olan insanlara halk dilinde güneş gibi insan, güzel insan, güzel dost falan diyoruz. Biz yabancıları da burada pek sevmiyoruz ehe ehe. Toparlamak gerekirse, nerede hayatınızı daha da pozitif yapan, yüzünüzü güldüren, en gece durumlarda kendini belli eden şirin, nacizane bir güneş-insan vakası var, orada bizim için bir BAŞBAŞ var. 

- Her insan bir çeşit post-apokaliptik serüven yaşamak ister. Ya bir şeyler patlasın, çılgınca şeyler olsun. İşte dünya nüfusu baya bi azalsın, geriye sadece ben kalayım, arkadaşlarım ailem falan kalsın. Tanrı beni çok sevsin, o yüzden ben ve benim tanıdıklarım hariç diğer herkes ölebilsin, benimkiler ölmesin. 
  Hatta iş biraz da abartılır, egoyla alakalıdır çünkü. "Olm şu an öğrenci möğrenciyim ama, siz beni böyle kıyametlik bir şeyler olsun o zaman görün, yemin ediyorum kahraman falan olurum. Fotoğraf falan çekiyorum ya, tek tek fotoğraflarım mesela her şeyi. Sonra tek seferde 40 barfiks çekiyorum, o zombileri falan tek başıma yumruğumla öldürürüm. Ah ulan ah... Değerimi bilmiyorsunuz pezevenkler." diye düşünülür. Hayaller kurulur. "Olm sevdiğim kız şimdi yüzüme bakmıyo ama, zombiler bi işgal etsin bakim her yeri, o beğendiği lavuk bişe yapabilecek mi. Korkak abi zaten o çocuk yea, bişe yapamaz bak diyorum sana. Kesin o zaman anlar değerimi kız bana aşık olur. Hatta ülkenin yönetimini falan bana verirler o derece kahraman olurum ben." 

  Yalan söylemeyin. Hepiniz düşünüyorsunuz böyle. Etraf toz duman olsun da kaslarımı gösteriym, kız tavliym falan. Ama bir şey söyleyeyim mi? Zombiler bi belirsin, hepimiz mutfak masasının altındayız. Kız da orda olacak, o lavuk da, sen de, ben de. O zaman görecez işte herkesin değerini. =D
0

Şeyleri düzleştirmeme izin ver. (Let me get things straight)

Şaka maka 1000 olmuşuz lan.

  1-1.5 ay önce Göktuğ'la yönetimde gittiğimiz revizyondan beri zaten bi hareketlenme olduydu da 1 aya kadar hiç tıklanmadığınız kadar tıklanıp 1000 küsüre ulaşırsınız deseydiniz de, vücudumun pek de güzel olmayan bir kısmıyla gülerdim size. Açık konuşayım.

  O yüzden bunun şerefine, içinde duygusallık, aşk falan barındırmayan, kah güldürüp, kah düşündürmeye çalışan bir maddeler dizisi sunmak istiyorum size. Son 1-2 haftada başıma gelenlerden derlediklerim ve çıkardığım dersler olabilir bunlar. Ya da direk duygu ve düşüncelerim olabilir. Bilmiyorum. Daha ben de yazmaya başlamadım. 2-B sınıfından Veysel isimli arkadaşımız kendi yazısını bitirince sıra bana gelecek, o zaman görecez. Bitti mi Veysel? Aa, Veysel ağlıyo lan. Hanimiş de hanimiş. Atamız evet, cumhuriyet, kağnıyı çekerken ölen öküzler falan. Ben Veysel'i sakinleştireyim siz de aşağıya geçin.

- Son 1 ay içerisinde 2 kere ağır bir şekilde hasta oldum. Kıllandım bundan, ve düşünmeye başladım. 12 ay boyunca hava sıcaklığının 4 C dereceyi geçmediği Parkersburg'de 1 kere bile hasta olmayan ben (1 kere hasta oldum ama lenslerden dolayı oluşan göz rahatsızlığıydı) nasıl oluyor da sıcaklığın bir gün 25 derece, ertesi gün 10 derece olduğu İstanbul'da ısrarla ağır bir şekilde hasta oluyordum? Bence emperyalistlerin parmağı var bu işte. Etrafa mikrop falan salıyorlar. Sonra siz de gidip referanduma "evet" diyorsunuz. HEPİNİZ CAHİLSİNİZ! TÜRKİYE SİZİN YÜZÜNÜZDEN BÖYLE OLDU!

- Kim ne derse desin, kıyafet alışverişi yapmak, sadece alışverişi yaparken zevkli. Yani "al panpa para", ve "al panpa kıyafetin, bence çok yakışacak, ehi" kısmı. Küçüklüğümden beridir işin giy/çıkar, soyun/olmadı bi daha giy, bi beden büyüğünü getireyim/aa depoda kalmamış kısımlarından nefret ederim. Hayat bu kadar acımasız olmak zorunda değil çünkü. O hani görevlinin getirdiği pantolonu giyersin ya kabinde. Üstüne geçirmeye çalışırsın, zorla üst düğmeyi kapatırsın. Kıç kısmı sıkar, boyu kısadır bazen. Üzerine olmayacağını bilirsin, ama yine de kabinden o maskara halinle çıkıp görevliyi ve anneni/babanı ikna etmen gerekir. O kabinden çıkıp da orada bir anda bütün gözler üzerine dikilince de kıyamet sorusu sorulur. "Nasıl? Oldu mu?". Olmadı kardeşim. Ayrıca sen niye bu kadar zayıfsın ve saçların bu kadar jöleli? Benim gibi arada paspal giyinsene sen de? Ben kabine girip içerde soyunurken dışarda ebeyevnlerimle ne konuşuyorsun ayrıca? Beni mi çekiştiriyonuz? Anamı karıştırma. Anamı karıştırma.

- Ha, bi de işin kabinin içine kendinle baş başa kalma kısmı var. Eski kıyafetleri çıkarıyosun ya üzerinden. Nasıl da burkuluyorlar hemen yenilerin yanında. Renkleri daha bi soluk, yırtıkları daha bi büyük geliyor gözüne. Ayakkabılarını yeni kıyafetine yakıştıramıyosun. "Ulan kıyacam paraya, herşeyden alacam üstüm başım mis gibi olacak" diye gaza geliyosun. Gelme hiç gaza, onlar da eskiyecek çünkü.

- Dilden dile alışkanlık halinde dolaşan virüs gibi kelime grupları var. "Abii", "O değil de", "Müdür naptın sen yaa", "Olm çok pis yarıldık" gibi. Bence bunlar kendi içlerinde birer organizma. Sen onları söyledikçe yaşıyorlar. Genç, dinamik, muhabbetlerinin inanılmaz eğlenceli olduğunu düşünen grupların içerisine giriyorlar grubun zayıf halkası aracılığıyla. Zamanla bu zayıf halka söylemiyor bunları, ama diğerlerinin ağzına dolanıyor. Sonra da şehir şehir, kıta kıta dolaşıyor bu öbekler. Sonra bazen vücutta tekrar diriliyorlar. Kıta kıta dolaşıyor demişken, Unicef ekipleri Somali de "Olm adama gemiyi çevir dedik, adam gemiyi batırdı, çok pis yarıldık yaa" diye konuşan korsanlara rastlamışlar. Durum ciddi.

- Ergenlikten konu açılmışken. Biraz daha çerçeve dışından baktığımdan mıdır nedir, ulan sokakta dolaşan bütün liseliler çok bi havalı, çok bi züppe gözüküyor gözüme. Boynundaki kravatı gevşetmiş, genellikle birbirine sarılma durumunda, "Ehuhaaeuheauh" diye gülen erkek grupları gördüm mü özellikle dikkatli bakıyorum. Hep bir ciddi muhabbet, hep bir dünyanın merkezi bizmişiz havaları. Cevahir de "Abi Kuzey Kore de bozdu, eskisi gibi değil hiç, eskiden baya nükleer üretiyodu yani" diye konuşan liseli bi grup gördüm. Bu kadar ayağa mı düştü dünyanın sorunları lan. Nükleer üretiyomuş. Sanki halk ekmek fırınında ekmek üretiyo. "Uranyumlu ekmeğim var abi çok güzel, bol tahıllı."

- Son olarak. Göktuğ vardı bi ara noldu ona? Ne güzel Malatya falan yazıyordu. Gülüyorduk eğleniyorduk. Keşke yazıttırsa yine bir şeyler de gülüşsek kendi aramızda. Komik bir şey varsa söyleriz, siz de gülersiniz.

Saygılar amirim.
1

Ben bir karakterim.


  Bazen o kadar seviniyorum ki şu sayfayı günlük olarak algılamadığım için.

  Görmek mümkün çünkü etrafta. "Blog" kelimesi "günlük" olarak çevrilmiş ya türkçeye. Vurun kahpeye. Yazın "Bugün kola iştim aabii, işte sonra da Ayferlerle falan kavga ettik yanee, allaham nası gıcık oluyorom anlatamam kimseye şu an inanır mısın?" gibi 3-4 tane cümle arka arkaya.

"Hatun kardeşim bakar mısın bi buraya? O yazdığının hiç bir skm değeri yok ne edebi olarak ne de eğlendirici öğretici olarak?"

"Ya ama bu günlük falan, ondan öyle şeyler yazıttırıyorum öyle oluyoo"

"Çık kardeşim dışarı... Çık, kapıyı da kapat. Sanal aleme fazlasın sen."

"Salak falan mısın anlayamadım yanee"

"La çık!"

  Moda da çok acayip bir olay lan. Herkes ne yaparsa onu yapıp, bir de üstüne çok havalı oluyosun. Hani koyun değildik hiç birimiz? Ama ci eee, hepimizin facebooktaki profil resmi çizgi film olmuş. Kolay çünkü oturduğun yerden 2 fotoğraf yükletip "Çocuklara destek oluyorum ben panpa, ehe" yapmak. Çocuk istismarıyla ilgili bir haber çıktığında kanalı değiştiren, Taksim-4.Levent metro hattında bağıra çağıra mendil satan, yalandan müzik yapan çocuklara para veren bizler değilmişiz gibi.

  Galiba yakında böyle giderse hiç birimiz konuşmayacaz. Okulda birisi bişe sorduğunda "Olm facebooktaki gönderimi görmedin mi, çok offsun hayattan yaa" diyen insanlar var çünkü. Hayatımızla ilgili her ayrıntıyı, her düşünceyi, her güzelliği, çirkinliği paylaşıyoruz çünkü insanlarla.

  "Bana bakın, ben çok kötü durumdayım, çok derinlerdeyim, gelin hadi bana destek olun kankam olun"" diyoruz herkese utanmadan. Sanki biz de aynı numarayı çekmiyor muşuz gibi başkalarına.

  Gelin biz de bir kampanya başlatalım. 1 hafta boyunca kimse facebooka girmesin. Telefonla yada yüz yüze öğrenelim arkadaşlarımızın hayatlarındaki ayrıntıları. Yiyo mu bi tarafınız? Kontörünüz yada zamanınız mı yok?

  Sizin insanlara ayıracak zamanınız yoksa niye facebookta "çok harika/berbat bir hayatım var, gelin bana zaman ayırın" diyorsunuz ki yüzsüz yüzsüz? Bencilsiniz çünkü. Ben de bencilim. Sen de bencilsin. Sırf fotoğraf çekilip facebooka koyacam diye telefonunu yanına alan genç arkadaşlarımız da bencil.

Hiç birinizin hayatı özel değil, ilgi çekmeye çalışmayı bırakıp gerçekten bir şeyler başarmadıkça.

Biri beni durdursun. Sinirliyim bu aralar.
0

Prometheus ve Bob


Prometheus ve bob... Çizgifilm denince bırakın aklıma ilk gelmeyi genellikle hiç gelmeyen, nickelodeon ın stop motion animasyonu..

Bugün durduk yere geldi aklıma. Önce dedim uzaylının adı neydi, sonra bi kaç sahne aklıma geldi. Dedim ben bunu baya baya seviyorum lan. Ama neden hiç aklıma gelmiyor ?

Yurda dönünce bir kaç bölümünü orjinal dilinde izledim. İngilizceme hiç bir katkıda bulunmadı ziira maymunla bob hiç konuşmuyor prometheus ise arada "come here" diyordu...

Eğlendim, yüzümde bir tebessüm belirdi.. Tam geri unutçakken dedim bloğa da bayadır yazı yazamadım, şu arkadaşlar için vakit harcayarak "prometheus ve bob" u çizgi filmeden saymasakta onu ne kadar çok sevdiğimizi dile getireyim...

Şu an bu bloğun başındaki 70 milyon sizlere sesleniyorum (kanal 7 de kendini 70 milyonun izlediğini sanan spikere ve gece 2 de -sanırım- stv de kendini beckham ın izlediğini düşünen teyzeye itafen..). Sizleri 15 saniyeliğine prometheus ve bob u düşünmeye davet ediyorum ya da boşverin gitsin..