1

Oh Yes! Im Back In Black!!


Bilin bakalım şu anda ne yapıyorum dostlarım? Ahahah! Bilemediniz... "Captain Tsubasa" isimli dehşet atari oyununu indirdim onu oynuyorum! Çok güzel lan... Böyle topa vurunca top vurma sesi değil de "bızzurt" diye bi ses çkıyor bilgisayardan. Çok garip geldi başta da, sonuçta oyun 93 de ben daha 3 yaşındayken yapılmış. Dolayısıyla ne ses ne de grafik adına bişe beklememek gerek. Peki ben neden nostalji yapıyorum? Altta yazıyor aslında, 2 hafta önceki "Disko Kralı" bölümü beni geçmişe götürdü ve bıraktı. Maalesef o günden beri geçmişte yaşıyorum, sürekli güzel anılarım geliyor aklıma. E zaten aynı jenerasyonuz bu yazıyı okuyanların çoğuyla. İstedim ki neleri özlüyorum 90'lara dair, onları yazıyim. Siz de okuyun, "Aaa ben de lan" deyin. Demeseniz de olur. Ama siz deyin. Başliym mi? E hadi başliym ;

- Sabah erkenden kalkıp Kanal D'yi açmayı, "Tsubasa" yı , "Şirinler" i özledim... Kaç defa Tsubasa'yı izledikten sonra gaza gelip kames topla koşa koşa aşağı inip kartal vuruşu denedim hatırlamıyorum.

- Okul servisinde giderken pencereden insanlara bağırmayı, el hareketi çekmeyi özledim. İnsan 0-9 yaş aralığındayken bunlar yadırganmıyor tabii. Şimdi yapsan kavga çıkar... Peah...

- Star TV de ayda en az birkez yayınlanan "Harika Köpek Bingo" yu özledim. O filmi izledikten sonra kardeşimle beni inanılmaz bir köpek sevgisi kaplamıştı. Sokakta her gördüğümüz köpeyi okşayıp ona Bingo demeye başladık. Sonra o köpeklerden birisi bizim apartmandaki bir çocuğu ısırdı... Tırstık... Yapmadık bir daha...

- "Hababam Sınıfı" filmlerini, "Süt Kardeşler'i", "Çöpçüler Kralı" nı, "Kapıcılar Kralı" nı... Kısacası Kemal Sunal'ı özledim. O'nun filmlerini özgürce, sansürsüz izlemeyi özledim. O zamanlar "Eşşoleşek" dediğimiz zaman insanlar "vay terbiyesiz" bakışı atmak yerine " Ehehe, öyleyim dimii" diye tepki verirdi. Kemal Sunal'ı hakaretlerine rağmen sevmeyi özledim...

- Sürekli aynı çizgifilmlerin aynı bölümlerini yayınlatan "Nickelodeon" ı özledim. Hepsi denilince insanların aklına 4 adet bodur çığırtkan kızın yerine "Aa ordaki zenci adam çok komik" cümlesinin gelmesini özledim. Sabahtan akşama kadar aynı bölümleri izleyip sıkılmamayı özledim.

- Kitapları okurken "Aa acaba Ahmet Altan mı yazmış, Orhan Pamuk'un muymuş bu?" diyen yaşıtlar yerine kitabı sırf içindeki resimleri için okuyan, gerekirse ters tutan ama mutlu olan yaşıtlarımı özledim...

- El işi kağıtlarını, "404" uhuyu, ekonomik krizi düşünmeden sorumsuzca makas kullanmayı özledim.

- Biri "Büyüyünce ne olacaksın Mehmet?" diye sorduğunda "Örümcek adam olcam ben" demeyi özledim. Niye yok lan öyle bi meslek? Böyle radyasyon hüzmesinin içinden geçen bir böcek bizi de ısırsa... Ama gerçi hamam böceği falan ısırırsa terlikle kovalanmak da var...

- Sabah uyandığımda teknolojik bir şekilde split klimayla, yada kat kaloriferiyle değil, bildiğin eşşşşek kadar tüplü gaz sobasıyla ısınmayı, babamın her sabah biz uyanmadan onu yakmaya çalışırken " Tak! Tak!" diye düğmeden ses çıkarıp bizi uyandırmasını özledim. Evde kalma isteğimin sınav stresi sebebiyle değil, sıcak yorganın çekiciliğiyle olmasını özledim.

- Okula belediye otobüsü bekleyerek değil, içinde her gün tanıdığım, bildiğim insanların olduğu servislerle gitmeyi özledim...

- Oyun hamurlarını özledim.

- Kendi kendime kurgu kurup, kendi kendime o kurgudan günlerce, aylarca korkmayı özledim. Bir seferinde yine kardeşimle ve kardeş kadar yakınım olan Memo'yla apartmanımızın yan tarafında bir cesedin gömülü olduğuna inandırmıştık kendimizi. Onlara çaktırmamıştım ama ordan her geçişimde içimden dua okurdum o ceset gece evimize gelmesin diye...

- Bakkalları özledim. Girip etrafa bakarken "Kayıp mı oldun küçük?" sorusu yerine "Yegenim bah çoh güzel eskümo geldi" cümlesinin kurulmasını özledim. O eskimo her ne kadar ev yapımı, sağlıksız, zararsız, kaka, pis, ee idiyse de o eskimoyu tatsız bir buz kütlesi haline gelene kadar somurmayı özledim. Hala satan yerler varsa söyleyin, gidip hepsini alacam.

- Babamın ayakkabılarını, ceketini giymeyi, kendi kendime türk kahvesi yapmayı denemeyi, kardeşimle kumanda için kavga etmeyi, müziği teknolojik gizmolardan değil, doğrudan radyodan dinlemeyi özledim.

- Atarimi özledim. Saatlerce başına kurup anlamsız sesler çıkaran küçük renkli karelere bakmayı herşeyden çok sevmeyi, oyunların en az insanlar kadar basit olabildiği, sadece eğlendirmek için var olduğu günleri özledim. Her oyunun, yada oyun kasetinin, 2-3 milyon oluşunu özledim. 180 ytl biraz fazla...

- Parliment pazar gecesi sinema kuşağını, ve her pazar benim odadan zorla çıkarılıp yatırılışımı, yataktan sadece sesleri dinleyerek kafamda nasıl bir film olduğunu hayal etmeye çalışmayı ve her seferinde çocuk aklımla başarısız oluşumu özledim.


Not: Burdan benim eski kafalı birisi olduğumu çıkarmayın. Teknolojiyle birçok insandan daha içli dışlıyım. Ama görüyorsunuz, insanlar ihtiyaçları olmasa da birçok şeyi özleyebiliyor. Umarım bu yazı size birşeyler katabilmiştir :)))

Oh and, again, take care of your sweet, tiny selves while you keep imagining about the whole 90s issue...

Babay!
1

Ters köşe, ve diğer köşe arasındaki simetrik benzerlik..

Kafam çok dağınık ve bulanık arkadaşlar, o yüzden Orhun stili yazacam, böyle madde madde, dağınık dağınık, kafama ne gelirse... Başliym mi len? Başliym mi? E hadi madem ;

- Uzun bir aradan sonra tekrar antreman yapmak acı birşeymiş bunu anladım. Stallions antremanlarında uzun uzun koşmanın göğsü ne kadar ağrıtabileceğini, gecenin geç vakitlerinde metabolizmanın çok çalışmasının uykusuzluğa sebep olabileceğini ve soğukta terlemenin ne kadar irkiltici olduğunu yeniden hatırladım... Eğleniyorum netekim, sonuna kadar da devam a.q.

- Matematik 1.Vize beni ters köşeye yatırdı. Ancak farkettim ki hayata dair pek birşe kaybetmedim. Ters köşeye yatmayanlar harıl harıl ders çalışırken ben muhtemelen biryerlerde eğleniyordum. Eğlenmeyi tercih etmenin yanlış olmadığına kanaat kıldım.

- İstanbul'un Anadolu Yakası'nı da görmüş oldum. Daha bir içten, daha bir anadolu geldi. Üsküdar da gece saat 23.30 sularında vapura binmeden hemen önce tavuk-pilav yemek çok keyifli arkadaş! Sırf o pilav için giderim ben karşıya... Zira beşiktaş tarafındaki büfeler pilav satmadıkları gibi fiyatları da pek fahiş...

-Yarın matematik 2.vizem var. Eğlenmek güzel hoş tabi, hala da derse ve ineklemeye tercihim. Ancak, vize notlarının pek iyi olmadığını öğrenen ebeveyn ikilisi kadar kötü bişey yok. Bu yüzden birazdan oturup çalışmaya devam edeceğim...

- Şu an farkettim de herhangi birinin bu yazıyı okuması için hiçbir sebep yok. Öylesine yazıyorum ve özel hayatım sonuçta. Kafa allak bullak dağıtmak lazım...

- Yazı özlüyorum...

Not: Geçen haftaki "Disko Kralı" bölümü inanılmaz nostaljikti. Çok da hoşuma gitti ama. Ona dair bir yazı yazacam mümkünse bugün yarın. Çok fazla şey hatırlattı o 2-3 saat bana netekim... Hüzünlendim lan... (Tsubasa nerdesiiin)
2

*Gözüyaşlı Bir Babanın Feryadı*

*baba : kızım noolur beni affet
kız : guaaauauaarg flüpp(tükürme efekti)
baba : (yüzünü eliyle sildikten sonra) kızım niye böyle yapıyorsun?
kız : şimdi mi aklına geldim ha 20 yıl önce nerdeydin?
süleyman bey : KIZIM DÖN EVİNE BAK BABAN PİŞMAN SALAKMISIN NESİN ŞU TİPİNE BAK (duruma göre abartıp küfür falan eder)
seyirci : evedfeoasdfSALAAAKjvbajs
baba : üüüühüü I HI I HI ühhüüü(hıçkırarak ağlama efekti)*

Beğenerek izlediimiz bir sabah programından alıntı - tabi olayın içinde bide anne var kızı büyütüp hem analık hem babalık yapan - bu diyaloğu hadi sabah programlarını tartışalım die koymadım anlamışsınızdır sarı mendil kampanyası yapmıyacam burdan...

Bu diyaloğu koymamın sebebi kendimi burdaki baba gibi hissetmem - yani çocuğu yapıp giden adam...(çocuk blog oluyor e annede mehmet) çok meşguldüm - işlerim vardı - sınıf değiştirmeli dershane sınavlarım vardı - yazılılarım vardı - zor soran hocalar vardı (bk:matematikçi - 25 aldım lan - ha bu arada ayıptır söölemesi fizikten de 90 aldım -)

Biliyorum bunlar bahane değil ama ne yapayım zaman bulamadım...Buradan öncelikle Mehmet'ten sonra blog okurlarından özür diliyorum ... Beni affetin ...

Neyse yeter bu kadar abartmaya gerek yok... işte geldim - bloga daha çok ilgi göstermek için - Mehmet dostum yalnız değilsin artık - Yazmadığım günleri telafi etmek üzere geri geldim ... Eveeet bu bol amerikan filmi replikli yazımın sonuna geldik ... Hepinizi hasretle kucaklıyor ve bir özür şiirle yazımı noktalıyorum ...

***

Son aylarda güc-ü hayali çayırlara saldım
Ne bir film çektim ne de senaryo yazdım
Blogu falan sittir ettim hayallere daldım
Evet kabul ediyorum bu ara biraz maldım

Ama ben çok yol aldım , bir don aldım
Bide burnuna domaldım Geçmiş günlerin
Düşündüm taşındım düşünürken aşındım
Kabul ediyorum kaşındım ama beni affedin...
3

Sünger Bob Emo Pantolon..


"Emotional". Emo sözcüğünün geldiği kelime yani arkadaşlar. Anlamı nedir "emotional"ın? Duygusal. Yani duygularını diğer insanlara göre daha yoğun, daha kişisel yaşayan.

Peki nedir Emo arkadaşlarımızla bu kelime arasındaki bağlantısızlık?

Çünkü ülkemiz Emoları duygusal olmaktan çok, "Punk" özelliği gösteriyor. Yani bizde olay duygusal olmak, duyguları yoğun yaşamak değil, aynı gereksiz blog açmak gibi, "popüler olmak".

Herkesin düşünce tarzına, yaşam tarzına saygılıy...

Evet maalesef olamıyorum. Sen al o saçları, 30 cm uzat, sonra havaya kaldır, gözleri de boya, sonra da bulduğun ilk "Rock Bar" a gir, "I HATE LIFEEE" diye bağıra bağıra şarkı söyle. Ulen sen bu dünyaya acı çekmeye geldiysen niye daha mantıklı şekilde ifade etmiyorsun acını? Ne anlamı var kara makyajların, gereksiz saç modellerinin, dar pantolonların, kuru kafaların?

Peki tamam, kıyafet uygun. Bi nebze yani. Saçları da artık dövmedikleri sürece onaylıyoruz..

Da kardeşim, dilinize ne oldu sizin?

"Choqqq tTtlssnnnn!!"

Tamam belki tatlıyım. Bunu başka insanların bana ifade etmesinden de gurur duyarım. Ama mümkünse türkçe ifade edelim. Ünlüler, ünsüzler kelimelerimizde yer bulsun. Duygusalsınız diye dilimizi s.kmenize göz yumacak değiliz.

Emo olmak yurt dışında bir özentilikten çok bir tarz. "Goth-emo", "Punk", "Punker", "Gothic" de denir bu tarz giyinen insanlara. Ama benim birçok "gerçek" Goth-emo arkadaşım bilhassa birçok konuda benden daha kültürlüydü, ve duygusal olmalarını bu bilgilerine bağlıyorlardı. Müzik tarihi, moda tarihi hakkında bana herkesten daha çok bilgi veriyorlardı. Boş değillerdi yani. Dinledikleri müziği de kendileri için dinliyorlardı, "ortam" yapmak için değil.

Bir de onların dilinde söyleyim, sesleneyim onlara.

"Choqq olDnzz Artqq Shissss!"

Öhm..

Bu arada hem idealist, hem emo olup değişik bir kombinasyon yapma isteğim hala yürürlükte. Bakınız çok süper "Emoca" yazar konuşurum. Emoların kralına bile türkçeyi unuttururum.

Teyk keyır beybs..